AZOR ADALARI dalış ve doğa gezisi 19-27 Eylül 2015

Tur katılımcılarının farklı ihtiyaçlarından ve farklı yerlerden hareket ediyor olmalarından turumuz tek tek ve küçük gruplar halinde hareketle başlamak zorunda kaldı. Ben herkesden bir gün önce İstanbul’dan Lizbon’a 07:35 de kalkan THY İstanbul Lizbon TK1755 ile geldim. Otelimiz VIP Gand Lizboa’ya taksi ile 25 Euro ödeyerek geldim ki aslında havaalanının şehir merkezine çok yakın olmasından dolayı birçok seçenek var. Metro veya şehir otobüsleri ile de bu transferi çok daha ucuza sağlamak mümkün.  Lizbon Batı Avrupa’nın kendini en iyi korumuş, değerlerine sahip çıkmış, doğası en güzel şehirlerinden birisi. Tam anlamıyla gezmek için bir – iki gün yeterli değil aslında ama günümü şehir içerisinde bir baştan bir başa yürüyerek geçirdim.

Muhteşem parkları, meydanları, heykelleri, akıl almaz taş döşeli kaldırım ve yolları ile Lizbon gerçekten görülesi ve zaman geçirilesi bir şehir.

IMG_3948IMG_3917IMG_3956

19 Eylül aynı uçuş ile gelen grubumuzun dört kişi ve Londra’dan gelen bir kişiyi havaalanında karşılamanın ardından hep birlikte minibüs taksi ile otelimize transferi gerçekleştirdik. Grubumuz öğleden sonra gelen iki kişi ve akşam aktarmalı olarak gelmeyi tercih eden iki kişinin de otelde katılması ile toplam 10 kişi olduk.

Grup tam sayı olmasa da otelin late check-in uygulaması beklememiz sırasında O Poleiro restoranında yediğimiz öğlen yemeği hepimizin hafızasından silinmeyecektir mutlaka.

IMG_2009

Akşam şehrin özellikle gece eğlenceleri ile anılan Baixa-Chiado Bölgesinde yediğimiz akşam yemeği de kayda değerdi mutlaka.

IMG_2024

Gece tamamlanan grubumuz sabah otelde kahvaltıdan sonra minibüs taksi ile hava alanına gidip 10:15 de Lizbon – Ponta Delgada RYAN Air uçuşunu gerçekleştirdi ve Azor Adalarının giriş kapılarından birisi olan Sao Miguel adasının şaşırtıcı şirinliği ile bizi karşılayan hava alanına indi.

IMG_2053

Villa Faranco do Campo’da bulunan otelimiz Bahia Palace’a transferimizden sonra boş olan öğleden sonramızı planlamış olduğumuz Sao Miguel adasının muhteşem doğasını ve kendine özgü yaşam bölgelerini görmek üzere Sete Cidades (Yedi Şehir) turumuzu anlaşmalı Big Blue – Triangle de Fogo ile otelde buluşarak gerçekleştirdik. Kendine özgü mimarisi, sıcak insanları ve temizliği ile küçük şehirler gerçekten görülmeye değer ancak adanın volkanik yapısı ve muhteşem doğası, krater gölleri, ormanları, ortancaları, yemyeşil çayırları bizi büyüledi diyebilirim.

IMG_2060IMG_2087IMG_2140

IMG_2099IMG_2244

Dalışa gelmiştik ama henüz dalış yapamadan adanın doğal güzelliklerine kapılmış halde 21 Eylül Pazartesi günü dalışlarımıza başladık.  Azores Sub Dive Center ile yaptığımız dalışlar, 19-21 derece deniz suyu sıcaklığı ve renksiz su altı yapısına rağmen aklımızdan hiç çıkmayacak ve ancak Azor Adaları’nda olur denebilecek deneyimler yaşattı bizlere. MV Dori Batığı, Old Anchores, Hidro Thermal bölge ve özellikle Formigas & Dollabarat bölgesi dalışları keyif verdi bize. Formigas’ın dev Orfozları mahalle arasında bacaklarımız arasında dolaşan ev kedileri gibi kendilerini sevdirmek için bize nefes almayı unutturdular. Zamanın nasıl geçtiğini bile anlamadık dalışlarda. Hatırı sayılır büyüklükteki Mantalar çok yakınımızda sahne performanslarını gerçekleştirdiler ve yerlerini zaman zaman Barracudalara bıraktılar. Dost mürenler ve ahtapotlar çok özel kaya yapısı arasında bize hep selam ve güzel pozlar verdi. MV Dori batığının karagöz ve barbun sürüleri de hafızalarımıza hep olacak. Dalıcılarımız fotoğraf makineleri ve GoPro’ları ile bu dalışlardaki deneyimlerini kaydettiler ve sevdikleri ile her zaman paylaşacakları hatıralar oluşturdular.

IMG_4371IMG_4194

Dalışlardan dönüşlerde yediğimiz keyifli öğle yemeklerinden sonra yine adamızda unutamayacağımız kara gezileri yaptık. Lagoa do Fogo (Ateş gölü) turumuza adanın en yüksek yelerinden birisi olarak dalış zevkini en yükseklerde de bize yaşatan eşsiz manzarayı  gördük.

IMG_2194

Adanın volkanik yapısı bizi her zaman şaşırtacak sürprizler çıkarttı karşımıza. Termal su banyoları bu bu doğanın bir hediyesiydi bizlere.

IMG_4268

Villa Franca’daki marinanın tam karşısında yer alan Azor Adalarının simgesi haline gelmiş küçük ada ve içerisindeki dairesel lagün grubumuza çok keyifli bir öğleden sonra yaşattı.

IMG_4530IMG_4481

IMG_2213

Sabah daha gün doğmadan zodiak botlarla yola çıkılan 2 saatlik zorlu bir okyanus yolculuğu sırasında güneşi doğurduktan sonra varılan Formigas dalış bölgesi zor ama Azor dalışlarının olmazsa olmazı.

IMG_4607IMG_4609

Yunuslarla yüzmek hepimizi çok heyecanlandırmıştı ve ne yalan söyleyeyim acaba?… diyorduk hepimiz. Okyanusun doğal ortamındaki bu dost canlılar kendilerini su yüzünde bize göstermekle kalmayıp Zodiak botlardan atlayarak su altında yanlarımızdan geçişlerini hem izledik hem de kayıt etme fırsatı yakaladık. Tabii bu kısa ama heyecanlı gezimiz de bu turumuzun unutulmazları arasında yerini aldı.

Dünyanın her yerinden gelen tüm turistlerin ve bizler gibi dalıcıların mutlaka yaptıkları bir iş de Adalar çevresinde kendilerini zaman zaman gösteren balinaları gözlemlemeye çıkmak. Yine özel oturmalı Zodyak botlar ile çıkılan yaklaşık 3 saatlik etkinlikte bu sefer bizler balina göremedik ama bir çok tür yunus balığının çevremizdeki geçişlerine şahitlik yaptık.

IMG_4818IMG_4732IMG_4759

Son günümüzde desaturasyon amacıyla haliyle dalışımız yoktu. Planlanmış olan adanın Furnas bölgesi gezimizin bize sundukları yine müthişti. Bir yanardağ krateri içerisinde, kaynayan sular, fışkıran çamurlar, kükürt dumanı, yer altında pişen yemek, doğal sodalı sular, kaynar su nehirleri, muhteşem göl, Japon kırmızı sedir ağacı ormanları, renk renk ortancalar ve insanın içini kıpırdatan zambaklar, damak çatlatan etler ve sebzeler, tatlılar … hepsi “tekrar yaşanmalı!” dedirtecek kadar yüksek dozda iz bıraktı bizlerde.

IMG_4836IMG_4847

IMG_2317IMG_2314

Yüksek nem ve iklimin uygun ortam, insanlarca yaşatılan ve korunan Parque Terra Nostra (Bizim Topraklar Parkı) bu doğanın bize en cömert olduğu yerdi diyebilirim.

IMG_4926IMG_4906

IMG_4943IMG_4314

Gezimiz 27 Eylül Pazar sabahı otelde kahvaltımızdan sonra sabah 06:30 RYAN Air Ponta Delgada – Lizbon ve 11:30 THY Lizbon – İstanbul Uçuşları ile saat 18:00 sularında sona erdi.  Turumuzda gerçekten çok özel insanlardan oluşan bir grubumuz vardı. Hepsinin tek tek birbirlerine olan saygısı, neşesi, paylaşımları benim unutamayacaklarım arasında. Hepsine tek tek teşekkür etmeyi bir borç biliyorum ve tekrar başka turlarda onlarla veya onlar gibi insanlarla birlikte olmayı diliyorum.

Bir de bu gezimizi bu denli keyifli kılan, kişiliğiyle ve bilgisiyle derinlik kazandırmış olan, kara gezilerimizi organize eden ve bizzat rehberliğimizi yapan Bay Evaristo Melo’ya teşekkür etmek istiyorum. Bir dahaki gezimizde mutlaka yine kendisini görmeyi özellikle isteyeceğim.

Azor Adaları Ayışığı Turizmin kalıcı destinasyonlarından birisi olacaktır mutlaka…

Sevgi ve saygılarımla,

Nihat SANDIKCIOĞLU

Ekim 2015

Categories: Uncategorized | Yorum bırakın

Ayışığı Dalış Merkezi yeni web sayfasına kavuştu. Detaylar için www.ayisigidiving.com adresini ziyaret edebilirsiniz.

Categories: Uncategorized | Yorum bırakın

Lombok, Gili Trawangan

Gili Trawangan’da motorlu kara araci yok. Butun ulasim at arabalari ve bisiklet ile saglaniyor. Zaten ulasilacak pek bir yer yok dogrusu. Oteller, barlar, restoranlar ve dalis merkezleri genelde adanin dogu kiyisinda yogunlasmis. Batida, gun batimina karsi vakit gecirilebilecek birkac mekan ve otel var. Bir de minik acikhava sinemasi varmis ama biz arayip bulmadik henuz.

Bob Marley baglantisindan adanin havasini anlatmaya calistim, biraz daha acalim. 80-90’larda hippi cenneti olarak un yapmis bu adalar. Kumsalda ucuz yerli icki satan reggae barlar, sokak ortasinda acikca satilan sihirli mantar spesiyalleri ile hala eski sanina yarasir bir ortam mevcut. Ancak son zamanlarda acilmis daha luks oteller ve restoranlar dengeyi saglamis. Ada hirpani hippi kimliginden siyrilip, hos, sakin, eglenceli bir tatil adasi olmus.

Buraya bizim gibi coluk cocuk gelen aileler var tabii ki, ancak turistlerin cogunlugu 20-30 yaslarinda, son derece fit, bir yerinde en az bir dovmesi olan, sabahlari sorf yada dalis yapip, aksamlari canli raggae muzigi esliginde keyif yapan insanlar. Gecen sefer geldigimizde Avusturalyalilar cogunluktaydi, bu kez heryerden kulagimiza Almanca ve Fransizca geliyor.

Gili Trawangan’in kumsallari beyaz, denizi ise tertemiz, berrak bir mavi. Bali’deki gibi cok yogun gelgitlerle karsilasmadik. Deniz sahil seridi boyunca cok sig olmasina ragmen, kiyiya dek uzanmis mercanlar sayesinde bolca minik resif baligi gormek mumkun. Cocuklarla yuzmek, snorkel yapmak icin ideal.

Sahildeki restoranlarda her butceye gore menuler bulmak mumkun. Son derece romantik, hos restoranlar da var, Endonezya’nin klasigi sokak yemeklerini satan seyyar yemekciler de. Hepsinin ortak yani tazecik deniz urunleri. Bizim favorimiz, Jakarta’da bulamadigimiz ve cok sevdigimiz mahi mahi baligi.

Sualti gecmiste ciddi bir sekilde katledildigi icin, son zamanlarda cevre koruma konusunda ciddi onlemler almislar. Yasal olmayan balikcilik metodlari da turizmin gelismesiyle birlikte ortadan kalkmis. Mercan resiflerindeki hasarlar hala gorulebiliyor malesef. Doganin yokedilmesi cok kisa zaman aliyor ama toparlanmasi o kadar cabuk olmuyor ne yazik ki. Yine de tropik sular her zamanki suprizlerini burada da karsimiza cikardi. Asagidaki guzel kareleri bize comertce sundu.

Sadede gelirsek, biz Gili Trawangan’i cok seviyoruz. Gunduz sakin tarafindan iki dalis yapip, aralarda kumsalda ve havuzda keyif yapmayi, kaliteli yemekleri ayaklarimi kumlara gomup yemeyi, butun gunu bikinimin icinde gecirmeyi, tazecik deniz urunlerini, aksam canli muzik esliginde denizin kokusunu icime cekerek kokteylimi yudumlamayi, gunun her ani denizi gormeyi, dalgalarin sesine karisan at arabalarinin zillerini cok seviyorum.

Categories: Dalış, Dünyadan Gezi Anıları, Endonezya, Gili Trawangan, Lombok, Selenin yazıları | 2 Yorum

Brothers, Deadalus Reef, Elphinstone – Nihat Sandıkçıoğlu

Geçtiğimiz Şeker Bayramında 18 – 25 Ağustos tarihleri arasında gerşekleştirdiğimiz Kızıldeniz dalış turu hafızalarımızdan hiç silinmeyecek hatıralar bıraktı. Bunları başkalarıyla paylaşmak benim gibi her dalıcının en keyif aldığı işler içerisinde olduğunu düşünüyorum. Amacımızın, doğaya saygılı, bilinen güzelliklerinden haz duyan, bilinmeyen yönlerini keşfetmekten keyif alan, kendimiz gibi dalış tutkunlarını çoğaltmak olduğuna inanıyorum.

Kızıldeniz’in birçok turistik dalış turu bölgesi içerisinde en çarpıcılarından biri olan Brothers, Deadalus Reef ve Elphinstone turunu gerçekleştirdik bu sefer. Turumuz 20 dalıcının katılımıyla, tam pansiyon  Galaxy yatı ile gerçekleşti.  İstanbul – Kahire – Hurghada havayolundan sonra Hurghada’dan hareket edip 7 gün sonra tekrar Hurghada’ya dönen teknemiz ikişer kişilik tam donanımlı kamaraları, müthiş ikramı ve inanılmaz tekne personeli ile tam anlamıyla bizleri mest etti.

Görsel

Görsel

Kızıldeniz kıyısı ve arasında yer aldığı karalar tamamiyle bir çöl yapısında bu yüzden sualtı zenginliği insanı şok ediyor. Sanki  su altındaki hayat taa öncesinden varmış da sular çekilince oluşan karalarda hayat bitmiş gibi. Mavi turumuzdaki en şaşırtıcı olgulardan birisi de açık denizde gün doğuşu ve gün batışının aynı olması.

 GörselGörsel

Sualtında her canlı kendi hayatını yaşıyor,  öylesine hem özgür hem birbirine bağımlı bir sürü hayat. Biz onların dünyasına sadece gözlemciyiz derken onlar da bizi gözlemliyorlar, hatta  “ne işiniz var burda” dercesine kafa tutuyorlar, bu Tetik balığı (Trigger fish) gibi. Deniz kaplumbağasına rastlıyoruz, bize aldırmadan, dostça hatta bize pozlar vererek  yanımızdan geçip gidiyor. Aslında  özürlü olduğunu fark ediyoruz, üzülüyoruz  ama o kabuğundaki ezik ve çarpık gözdesi ile keyifle gezisine devam ediyor.

Görsel

Görsel

Görsel

Denizlerin en estetik yaratıkları olan köpekbalıklarının en özel olanları ile karşılaşıyoruz onların dünyasında.  “Hammerhead” shark (Çekiç kafa) ve “Carcharhinus Longimanus” oceanic white tip shark … heyecanla izliyoruz onları, aslında onlar da bizi merak ediyor ve istedikleri mesafeden bazen çok uzak bazen dibimizden geçip gidiyorlar.

Görsel

Görsel

Tabağımızda “tava” yapılmış halde görmeye alıştığımız barbun sürüsü (Goat fish) birden etrafımızı sarıyor bir dalışta. Buddy’nizi göremiyorsunuz aralarından, binlecesi hem de “porsiyonluk” bir arada, birden aralarına bir iki akya dalıyor avlanmak için, bir uğultu oluyor hepsi birden  aynı anda aynı yönde bir bütün halinde savuşturuyorlar bu atağı. Sonra yine aynı sakin toplu yaşamlarına devam ediyorlar.

Görsel

Deniz anaları ağzımızdan çıkan solunmuş hava kabarcıkları arasında  şatafatlı birer murano avizesi gibi salınıyorlar, içimizi bir şenlik coşkusu sarıyor.

GörselGörsel

Rehberlerimiz Memdouh ve Hazım’ın anemon  şehri’ni göreceğiz dediklerinde bukadar çok anemon ve anemon balığını (Nemo-Clown Fish) bir arada görebileceğimizi kestirememiştik.  1 m derinlikten başlayıp 10 m lere inen  anemonlar birbirine karışmış vaziyette. İçlerinde yine bence dünyanın en cesur ve kahraman yuva bekçisi Nemolar. Uzak durdunuzmu mesele yok ama yaklaştınız mı kameranız ve elleriniz çene darbelerine maruz kalabiliyor.

Görsel

Dev mürenler, kamuflajın verdiği rahatlıkta tembel Scorpion Fish’ler, küçük gruplar halinde snapperlar kameralarımıza poz veriyorlar, özellikle mürelere  yaklaşmak biraz ürkütücü ama onlar bizim zararsız olduğumuzdan emin olarak istiflerini bozmadan poz veriyorlar.

Görsel

Görsel

Görsel

Bir akşam üzeri seyir halindeyken yunuslar  su üstünde görünüp “hey!.. biz de burdayız…” dediler ama “ancak biz istersek bizi sualtında görürsünüz” gerçeğini hatırlattılar.

Kızıldeniz resif yapısı ile birçok batığa da ev sahipliği yapıyor.  Dünyanın en önemli geçitlerinden birisi olan bu su yolu deniz fenerleri ve kapsamlı deniz haritaları yapılmadan birçok batık oluşturmuş. Batıklar sualtı canlıları ile o kadar bütünleşmiş ki hiç “yabancı” durmuyorlar.

Görsel

Görsel

Bayrağımızı su altında da dalgalandırmanın verdiği gurur ile dalışlarımızı güvenli bir şekilde tamamladık ve yeni destinasyonlarda yeni dalışlar yapabilme arzusu ile yurda döndük.

Görsel

Görsel

Nihat SANDIKCIOĞLU – nihat@ayisigidiving.com

Görsel

Görsel

Categories: Dalış, Dünyadan Gezi Anıları, Kızıldeniz, Mısır, Nihat'ın Yazıları | Yorum bırakın

Tanrilar Denize Inmis

Yaklasik bir haftadir Papua’dayiz. Gecen yilki geziden sonra cok detayli anlatmistim, onlarin ustune yeni yazi konusu cikmaz diye dusunuyordum. O yuzden gittigimi bile yazmamistim. Ama Papua, o essiz dogasiyla yine beni sasirtmayi basardi.

Bu kez Papua Paradise isimli baska bir yerde kaldik. Burasi gecen sefer kaldigimiz yerden biraz daha konforlu ama ‘fishy line’ dedigimiz cok yogun balikli dalis noktalarina uzak. Bu bolgelere dalis yapmak icin sabahtan cikip, butun gunu tekneyle denizde gecirmek gerekiyor. Cennet gibi kumsallarda desaturasyon ve yemek molalari, muhtesem dalislarla birlesince, bu tam gunluk programlar cok keyifli oldu. Biraz yorulsak da odulumuz muhtesemdi.

Tatilin son Fishy Line dalis gununu, yine birbirinden guzel dalislarla bitirdik. Heyecan, yorgunluk ve mutluluk icinde yaptigimiz dalislari konusuyorduk donus yoluna gectigimizde. Daha dalis elbiselerimizi yeni cikarmistik, dogru duzgun kurulanmamistik ki cok uzakta, agir agir hareket eden iki koca yuzgec gordu birisi. ‘balinaaaaaa’ diye atilan ciglikla herkes kosarak o tarafta toplanmasi bir oldu. Kaptan hemen motorlari susturdu ki kacmasinlar. Farkli yonlerde uclu balinalar halinde uc grup ispermece balinalari vardi etrafimizda.

Kaptan yavasca yaklasmaya calisti. Biz alelacele kameralarimizi kapip teknenin ustune ciktik. Tekne sesinden rahatsiz olup giderler diye korktuk ancak, bizim onlari merak ettigimiz gibi, onlar da bizi merak etmislerdi ki yaklasmamiza izin verdiler. Uzun sure agzim acik seyrettigimi, uzakta buyuk bir tanesi kuyrugunu suya vurarak digerlerini yanina cagirdiginda farkettim. Bir tanesi cikip atlayinca, atilan sevinc cigliklari, saskinlik nidalarina karisti teknede. Guzel kuyruklarini asalet icinde sergileyip gittiler.

Derken ilerde iki tane daha gorduk. Biri gercekten cok buyuktu. Kaptan yine yavasca yaklasti. Uzunca bir sure birbirimizi seyrettik. O su puskurterek, heybetli govdesini, cussesinden beklenmeyecek bir zarafet icinde hareket ettirirken, ben duydugum hayranligin boyutunun tarif bile edilemeyecek oldugunu dusunuyordum.

Arkadan cikan kucuk, sivri ve kivrik yuzgeclerin sahipleri kendilerini fazla gostermediler ama yuzgec ve vucut sekillerinden pilot whale olduklarini tahmin ediyorum. Geride bizimle kalan uc balina, bizi izlemekten bikip, yine muhtesem kuyruklarini gostererek dalip gidince biz de donus yolumuza kaldigimiz yerden devam ettik.

Yunuslarin insanlar uzerinde biraktigi etkiyi iyi bilirim. Sesleri, oyunculuklari, adeta insanlarla konusmalari, hipnotize eder seyredenleri. Kalbinin ta derininde simsicak birseyler hissedersin, sanki yureginiz bir atiyormus gibi gelir. Onlar yavrularini kuyruklarinin altina aldiginda, kendi yavrunu kucaklamis gibi hissedersin. Balinalarin buyusu, buna benziyor ancak daha derinden gelen, daha guclu birseyler var. Yillarin bilgeligi, derin sularin gizemi, doganin sirlari onlarda sakli. Karsilastiginda yureginde hissettiklerin ise daha buyuk, daha cesur, daha sakin ama derin.

Bu karsilasmayi hicbirimizin unutabilecegini sanmiyorum. Hissetiklerimizi ne kadar yazsak, anlatsak da tam olarak ifade edebilmemiz mumkun degil. Umuyorum ki bu buyulu yaratiklarla yolum tekrar kesisir, onlari cocuklarima da gosterebilirim.

Fotograflar icin sevgili Nihat Sandikcioglu’na tesekkur ederim.

Categories: Dalış, Dünyadan Gezi Anıları, Gezi, Raja Ampat, Selenin yazıları | Tags: , , , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Sevimli Deniz Anaları

Palau cok eskiden tamamen deniz altindaymis. Sular cekildikce bu adaciklar cikmis ortaya. Deniz cekilirken, yukseklerdeki bazi buyuk cukurlar deniz suyuyla dolu kalmis. Palau’da yetmis adet civarinda tuzlu su golu bulunuyormus, bunlardan 4 tanesinde denizanasi yasiyormus ve sadece bir tanesi kamuya acikmis. Iste biz bu gole, pembe denizanalarini gormeye gittik.

Bizim yuzdugumuz gol yaklasik 30 metre derinligindeydi. Derinligine ve diger bazi verilere gore bu golun 12 bin yasinda oldugu tahmin ediliyor. Golun sadece ilk 15 metresinde oksijen var. Fotosentez yapan bir cesit bakteri katmaninin altinda su zehirli. Hidrojen sulfat orani 15′inci metreden itibaren giderek artiyor. Iste bu yuzden bu golde dalis yapilmiyor. Hidrojen sulfat deri vasitasiyla emilerek zehirlenmeye sebep verebilir diye dusunuluyor. Sadece yuzeyde snorkel yapilabiliyor.

Golde rengini simbiotik bir iliski icinde oldugu bir cesit algden alan, Golden Jellyfish yani altin denizanasi disinda birkac balik cesidi de yasiyor. Bu denizanalarinin en buyuk ozelligi, dogal ortaminda herhangi bir dusmani olmadigi icin kendini koruma mekanizmalari zayiflamis olmasi. Zehirli hucreleri mevcut ancak zehiri o kadar gucsuzlesmis ki ancak cok hassas bunyeler tarafindan hissedilebilen bir carpma etkisi mevcut. Ben o kadar huylanmama ragmen, duruma psikolojik uyum sorunu disinda hicbir rahatsizlik hissetmedim.

Gole yaklasik 10 dakikalik bir orman yurusu sonunda ulasiliyor. Yuruyus parkuru ormanin icinde once tepeye tirmanis sonra da inis seklinde. Endonezya’daki Kakaban golu gibi merdiven falan yok. Butun malzemeyi kendiniz tasiyorsunuz. O yuzden agir sualti cekim ekipmanlarini goturmek buyuk sorun. Biz video kamera housingini goturemedik mesela.

Denizde karsilasmaktan hoslanmadigim bir iki canlidan biridir denizanasi. Hele de elime ayagima degdi mi sinir olurum. Aslinda ‘sinir olurum’ ifadesi benim normalde verdigim tepkinin cok hafife alinmisi olur. Ciglik cigliga kacarim desem daha dogru. Ben golun kenarinda suya bakip burada ne isim oldugunu, neden dalis elbisemi yanima almadigimi dusunerek hazirlanmayi agirdan alirken grubun geri kalani coktan golun ortasina dogru yuzmeye baslamisti bile. Ben de gonulsuzce girdim suya.

Golun kiyi kesimlerinde hic denizanasi yoktu ki, benim icin harika birseydi bu. Tunc kiyidan gidip mangrove koklerinde mercan, sunger gibi renkli birseyler aradi ama bulamadi. Mercanlardan umidi kesince golun ortasina dogru yoneldik ve tek tuk pembe denizanalarini gormeye basladik. Golun ortasina gelince yogunluk artti. Vucuduma ilk degdiklerinde bir iki kez ciglik atarak irkildim ancak birsey olmadigini gorunce samimlestim bu sevimli denizanalariyla. Hatta buyuklerin arasinda tatli tatli yuzen minicik yavrulara bayildim. Guzel bir tecrubeydi.

Categories: Dalış, Dünyadan Gezi Anıları, Gezi, Palau, Selenin yazıları | Tags: , , , , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Köpekbalığı Cenneti Palau

20 bin nufuslu minicik Palau Cumhuriyeti, 2009’da tum dunyaya ornek olmasi gereken bir secim yapmis ve kopekbaliklarinin avlanmasini kendi karasulari icinde tamamen yasaklamis. Sharkwater belgeselini seyredenler bunun ne buyuk bir karar oldugunu, pek cok hukumeti parmaginin ucunda oynatan kopekbaligi yuzgeci mafyasina karsi atilan ne cesurca bir hareket oldugunu anlayacaktir. Bu hareketin sonuclarinin gozle gorulur bir sekilde alindigini soyleyebilirim.

2009’dan once Palau’da dalis yapmadim, ancak yaklasik 10 sene once kopekbaliklarini rahatca gozlemleyebildigimiz yerlerde artik kopekbaliklarina rastlayamaz hale geldik.  Acimasizca katledilen kopekbaliklari, insan olan, tekne sesi duyulan yerlerden onlari bulamayacagimiz sulara kactilar. Tabii ki bu benim iyimser yorumum, oysa pek cok bilimadamina gore sayilari oyle hizli azaliyor ki, kopekbaligi goremiyorsak, gorecek kopekbaligi zaten kalmamis durumda.

Iki gundur Palau’da yaptigimiz 6 dalisin her birinde bol bol kopekbaligi gorduk. Ozellikle akintili resif koselerinde asili duran suruler hayranlik vericiydi. Akinti kancalariyla kendimizi zor tuttugumuz bu sularda, tum asaletleriyle acik suda asili duran, sakin ve zarif hareketlerle yavasca suzulen o guclu hayvanlari saatlerce seyredebilirdim.

Onlarca gri ve beyaz resif kopekbaligi gorduk her dalista. Sipadan’in beyaz resif kopekbaliklari kadar yakin temaslar yasayamadim ama o kadar cok karsilastik ki beni mutlu etmeye yetti de artti. Zaten dogali da bu degil mi, ne isi var kopekbaliginin dalgicin burnunun dibinde?

Bazi dalis noktalarindaki mercanlar harikaydi. Resif baliklari sayisini az buldum acikcasi ama mercanlar ve kopekbaliklari dalislarin tatmin edici olmasi icin yeterliydi dogrusu.

Cok ilginc sualti yapilari olan yerlere daldik. Ilk dalisimizi yaptigimiz Siaes Tuneli, icerinin karanligindan disaridaki muhtesem maviligin gozlerimizi kamastirdigi koskocaman bir kovuktu. Bugun gittigimiz Blue Hole ise tepesinde dort buyuk delik bulunan bir magaraydi. Bu delikler sayesinde magaranin ici oldukca aydinlikti ve tahmin ediyorum ki gunesli bir havada harika isik oyunlari gozlenebilir.

Son dalisimizi German Channel adindaki temizleme istasyonlariyla unlu dalis noktasina yaptik. Iki tane manta gorduk ama baliktan cok dalgic gordugumuz bir dalis oldu. Bu manta dalisi, daha once yaptigim manta dalislarina gore cok zayif kaldi. Belki ozel bir organizasyonla herkes gitmeden once orada olunacak sekilde dalinsa farkli olabilir ama bu haliyle de daha once hic manta gormemis olanlar icin ilginc olacaktir eminim.

Categories: Dalış, Dünyadan Gezi Anıları, Gezi, Köpekbalıkları, Palau, Selenin yazıları | Tags: , , , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Palau’da Ilk Gun

Sabahin kor karanliginda geldik Palau’ya. Bir, kucucuk havalimanindaki asiri kilolu pasaport memurunun kan canagi gozlerini hatirliyorum, bir de gecenin karanligina gomulmus adanin yaydigi huzurun denize yansimalarini. Sonrasi deliksiz, kisa bir uyku ve sabah her firsatta ucundan kenarindan denizi gormeye calistigimiz telassiz ama cabuk bir kahvalti.

20120219-211236.jpg

Her yeni bir yerdeki ilk gun gibi, bu gunumuz kesifle, Palau’nun insani, kulturu, dilleri, halk hikayeleri gibi konularda ipuclari yakalama cabalariyla gecti. Bugunun sonunda hayalkirikligiyla anladim ki Palau’da hayat sadece otellerin sinirlari icinde geciyor. Otellerin disinda gunduz yada gece, sahilde oturup cayimi yudumlayabilecegim, guzel muzik dinleyip, guzel vakit gecirebilecegimiz bir bolge yok. Varsa da biz defalarca sormamiza ragmen ogrenemedik. Yani soyle Bali’nin Sanur’u yada Jimbaran’i gibi bir yer yok. Yerel el sanatlarini gorebilecegimiz tek yer merkezdeki kucuk muze ve yemek yiyebilecegimiz yerler alisveris merkezi denen kucuk binalarin icindeki yerlerle sinirli.

Bugun onemli bir is hallettik, otelleri gezdik. Gorduk ki butun oteller brosurlerine ayni beyaz kumsal resmini koymuslar ama sadece uc tanesinin gercekten denize kiyisi var. Brosur ve internet sitesinde cennetten bir kose goruntusu veren bazi otellerin, pansiyondan bile daha dusuk standartlarda oldugunu gorduk. Ama bu arada cok hos yonetilen, karakteri olan yerlere de gittik. Diyecegim su ki, Palau oyle gozunuzu kapatip gelinecek bir yer degil. Her otel cennetten cikma degil, aman dikkat.

Burada dalis disinda da yapilacak pek cok sey var gibi gorunuyor. Daglarda trekking, hatta kamp yapmak mumkun. Atv gezileri, selale gezileri gibi ilginc secenekler var. Biz gozumuzu ucak gezisine diktik. Son gun ucakla mantar adalarini ustunde gezip cekim yapmak istiyoruz, umarim gerceklestirebiliriz. Ancak her aktiviteye de gozu kapali atlamamak gerekiyor. Brosurlerden birinde timsah dalisi oldugunu gorduk ve ilgilendik. Ancak biraz sorusturunca bunun tutsak bir timsahla yapilabilecek cekimler oldugunu ogrenince hevesimiz kursagimizda kaldi. Bu tur bir dalis prensiplerimize aykiri oldugundan hemen vazgectik.

20120219-211524.jpg

Yarin dalislara basliyoruz. Bugun islanamadigimiz icin zor gecti. Ama otelleri gezerek onemli bir isi halletmis olduk, hem de butun Palau’yu gezmis olduk. Buranin ekonomisi tamamen dalis uzerine dayaniyor gibi gorunuyor. Butun reklamlar, butun oteller dalicilara yonelik. Dalis merkezi cok buyuktu ve son derece profesyonel yonetildigi izlenimi birakti bende. Ekipmanlari, kurulu sistemi, elemanlari, tekneleri, herseyini begendim. Bakalim sualti nasil ?

Categories: Dalış, Dünyadan Gezi Anıları, Gezi, Köpekbalıkları, Palau, Selenin yazıları | Tags: , , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Palau ‘ya Yolculuk !

Uzun zamandir gitmek istedigimiz bir yerdi Palau. Gitmek isterdim de, okyanusun ortasinda 20 bin nufuslu bir devlet oldugundan haberim yoktu. Filipinler’in 500 mil dogusunda, Japonya’nin 2000 mil guneyinde, tam anlamiyla Pasific Okyanusunun ortasinda bir adaymis meger. Bolgedeki Amerikan egemenliginden payini 1978′e kadar alip, 1981′de Amerika bu adalari kismen rahat biraktiginda bagimsizligini ilan edip Palau Cumhuriyetini kurmuslar.

Yuzolcumu 459 km2 nufusu da 208′de yapilan sayima gore 21 bin kisiymis. Tarihleri bouunca pek cok bayrak dalgalanmis topraklarinda. Kendi devletlerine sectikleri bayrak ise masmavi bir zemin uzerine sapsari, yuvarlak bir gunes. Henuz yoldayiz, Palau’ya ulasmadik ama bu bayrak bu tatilin guzel gececegi mesajini veriyor bana.

Manila uzerinden gidiyoruz Palau’ya. Bu ada devletciklere Amerikan havayollari ucuyor. Okyanus ortasindaki Amerikan hakimiyetinden pek bir bihaber oldugumdan, bu yolculugu planlamaya basladigimizdan beri saskinlik ustune saskinlik yasiyorum. Mesela Guam adasina ayak basailmek icin Amerikan vizesi gerektigini, Amerikan havayollarinin butun el bagajlarini ve yolcularin ustlerini baslarini didik aradigini hic bilmiyordum.

Manila havalimaninin dunyanin en kotu 10 havalimani arasinda oldugunu duydugumda pek inandirici gelmemisti. Hatta o dunyanin en kotu 10 havalimani listesinde Jakarta’nin olmamasini ilginc bulmustum. Gorunce hak verdim, gercekten kotuymus. Su icmek istedik, ancak bufelerin hicbirinde kredi karti gecmiyordu. Doviz burosu yada atm icin ise gumrukten disari cikip tekrar ulkeye giris yapmak gerekiyordu. Bufelerden birinden dolar bozmasini rica edip icebildik bir sise suyu. Filipinliler gordugumuz kadariyla gayet guleryuzlu, guzel Ingilizce konusabilen, yardimsever insanlar.

Ucaga gecmek icin kapiya geldigimizde ise, simdiye dek gordugumuz en ilginc guvenlik kontroluyle karsilastik. El bagajlarimizi acip, icindeki herseyi cikarip, cantanin butun gozlerini elle aradilar. Cantanin icindeki butun kutulara, torbalara tek tek baktilar. Butun lenslerin kapaklarini acip icine baktilar. Elmalarimiz bile evirip cevirip birsey aradilar. Sonra yan tarafa gectik ve yine elle yapilan bir vucut kontrolunden gectik. Daha sonra yanyana alcak tabulere oturmus memurlari gosterdiler. Bizim sokakta ayakkabi boyayan cocuklar gorunumundeki bu adamlarin onune oturdugumuzda ayaklarimizi onlerindeki basamaklara koyalim mi, koymayalim mi bilemedik. Adamlar bize ayak masaji mi yapacaklar yoksa ayakkabilari mi boyayacaklar diye gulusurken ayakkabilarimizi evire cevire incelediklerini gorduk. En pis is bunlarinkiydi herhalde, zaten onlar da durumlarindan memnun gorunmuyorlardi. Neyse, ayakkbilar da temiz cikinca salona gecebildik.

Uzun yolculugun ardindan sabah 3 gibi Palau’ya vardik. Biz yattigimizda horozlar otmeye baslamisti. Bugun kesif gunu, bakalim Palau nasil bir yermis.

Categories: Dünyadan Gezi Anıları, Palau, Selenin yazıları, Uncategorized | Tags: , , , , , , , , , , , , , , , , | 1 Yorum

Hayal Ettim Gerçekleşti

HAYAL ETTİM GERÇEKLEŞTİ

Yazan : Rıza Taşkın

            “ Siz hayal edin biz gerçekleştirelim…” Bu slogan aslında Eğitmeni olduğum DESSAT’ın sloganıydı. Sadece biz kullanıyoruz diye düşünüyordum ama Ayışığı Dalış Merkezi’ninde bu sloganı gerçeğe dönüştüren ender dalış merkezlerinden olduğunu anlamam uzun sürmedi.

Sizlere Sn. Tunç YAVUZDOĞAN rehberliğinde Ayışığı Dalış Merkezinin düzenlediği “20 – 28 Ocak 2012 Bali Dalış ve Kültür Turu”ndan bahsetmek istiyorum. Yarım saat vaktiniz varsa, beş dakikalık bu yazıyı okumanız hayallerinizin nasıl gerçeğe dönüşeceğini anlamanıza yardımcı olacaktır.

Emekli olduktan sonra, uzun yıllar ara verdiğim Donanımlı Dalışa kaldığım yerden devam etmek emeklilikle ilgili en büyük hayalimdi. Çok şükür bu hayalimi DESSAT’la gerçekleştirdim. İkinci hayalim ise kendime emeklilik ödülü olarak bir yurt dışı seyahati planlamak idi. Endonezya’da yaşayan çok eski bir arkadaşımla yaptığımız sohbet ve bu sohbette “Gel oğlum hem burada dalışta yapabilirsin. Tunç YAVUZDOĞAN isimli bir arkadaşımız var. Bali’ye dalış turu yapıyor.” Demesi fitili ateşledi. Ayışığı’nı ve Sn. Tunç YAVUZDOĞAN’ı şahsen olmasa da 2000 yılından beri üyesi olduğum sualtı ile ilgili forum ve mail guruplarından takip ediyordum. Kafamdaki imajları  “Hiçbir polimiğe katılmayan ve sadece işlerini iyi yapmaya çalışan” bir dalış merkezi idi. Malum, sualtı camiasında kimse sütüm ekşi demez. Ama bu imajın ne kadar doğru olduğunu yanılmadığımı tura müracaat ettiğim andan itibaren anladım.

Abdurrahman Bey ve İpek Hanım ilk müracaatımdan itibaren uçağa binene kadar ilgi ve yardımlarını esirgemediler. Mesleki alışkanlıktan kaynaklanan biraz arızalı bir durum vardır bende. Bayarım sorularımla J Ama hayret ikisi de dirayetli çıktı. Pes etmeden her türlü soruma ve ihtiyacıma anında cevap verdiler. Büyük bir ihtimalle sağlam bir psikolojik testten geçip bu işe başladılar. Arkadaş insanın hiç mi sesi değişmez yada bıkmaz. Hayret J

Seyahat gününü heyecanla beklemeye başladım. Bu heyecanıma DESSAT’daki eğitmen dostlarım ve hocalarımda eşlik ettiler. Gerçi gittikten sonra dönmeyi düşünmüyorsun dimi gibisinden soruları beni işkillendirmedi değil ama sağolsunlar hepsi ellerinden geleni yapmaya çalıştı. Ama döndüğüm zaman “ AA döndün mü. Demek Tunç Hoca mesajımızı almamış” diyerek suratlarını ekşitmelerini hala anlamış değilim J

20 Ocak 2012 İstanbul’un soğuğunda sabah saat 10:30 da bilmem kaçıncı sigaramı içerek Yusuf’a ve Yusufcuk’larına  benimle uçağa binmemeleri konusunda yalvarırken ve bildiğim 4 duayı (3 kulhuvallah 1 elham) bilmem kaçıncı kez okurken Abdurrahman Hoca’nın sesini duymak biraz olsun beni rahatlattı. İşini gücünü bırakıp beni yolcu etmeye gelmesi büyük bir nezaketti. Kendisinden son bilgileri alıp, Yusuflarla beraber nihayet uçağa bindim. Şaka falan değil Bali’ye gidiyorum.

Aynı koltukta Yusuflarla bereber seyahat etmek hem kitabı hemde dua etmek zor olsada Singapur’dan Jakarta aktarmalı yolculuğum sona erdiğinde beni karşılayan Tunç Hocayı görmenin mutluluğu anlatılmazdı. Kibarlığı ve güler yüzü ile bu sıcak karşılamanın ardından Tunç Hoca’nın evine doğru yola çıktık. Selen Hanım çoktan sabah kahvaltısını hazırlamış. En sıkı kankalarım Lara ve Arda ile bizi bekliyorlardı.

Keyifli bir sabah kahvaltısının ardından Jakarta turumuz başladı. Burada keseceğim. Tura başlamadan önce hazırlıklar ne kadar mükemmel olsa da hep kafamda bir soru işareti vardı. Tanımadığım insanlar, tanımadığım bir ülke. Hani o bildik Tur sıkıntılarını yabancı bir ülkede yaşayabilme ihtimali. Ama Yavuzdoğan ailesinin sıcak karşılaması ve muhteşem ev sahipliği turdan ziyade çok uzun zamandır tanıdığım dost ziyaretine dönüştü.

Jakarta’da güneşli bir havada şehrin en büyük alış veriş merkezinde Endonezya’daki ilk yemeğim olan kaburgayı yedim. Tadı güzeldi. Tatlı ve ekşiyi bir arada yemeği seven Endonezyalıların damak zevki bizden farklı olsa da kaburga gayet güzeldi J       Yemek sonrasında AVM’de kısa bir tur ve çıkışta tropik sağanak yağmur ortama ayrı bir güzellik kattı. Akşam ise evde beni başka bir sürpriz bekliyordu. Arda ve Lara ile oyundan sonra Selen Hanım’ın yaptığı yayla çorbası ve Lara’nın piyano resitali tüm yorgunluğumu gidererek keyifli bir uyku uyumama yardımcı oldu.

            Sabahın erken saatinde Jakarta’dan Bali’ye uçuş için havaalanına gittiğimizde kapıda her zamanki gibi Yusufların beni ve Tunç Hoca’yı beklediğini görmek ne yalan söyliyeyim bu sefer içimi rahatlattı. Yusuflar konusunda yalnız değildim. Turun mükemmelliği de burada zaten hiçbir konuda Tunç Hoca kimseyi yalnız bırakmıyor.

            Bali’ye indiğimizde tur süresince güler yüzü hiç gitmeyecek şöförümüz Denon bizi karşıladı. Denpasar havaalnından Sanur’daki Otele giderken yolda dikkatimi, yerel inanışa göre  kutsal suyu korumak/getirmekle görevli Tanrı Bimba’nın tasvir edildiği Roundabout Anıtı çekti. Ki, Ali Bey’in tüm katılımcılar ile yediğimiz ilk akşam yemeğinde masaya Türkiye’den getirdiği rakıyı koyması esnasında “Bimba, Bimba” diyerek ellerinden öpmemek için kendimi zor tuttum J.    

Otelimiz Griya Santrian’ın girişinde Askeri bir tesise girer gibi aracımız arandı. Bir an “N’oluyoruz dedim” içimden ve meydana benzer bir alana geldiğimizde ise tam şok. Ortada otel yada resepsiyone benzer bir şey yoktu. Fakaaaaaaat… dar bir yol yada geçitten geçince ya yanlış geldik ya burası cennet yada bir tapınak diye düşündüm. Mistik bir havası olan ve okyanus kenarındaki otel. Özenle seçildiği belli olan huzur verici bir mekandı. Gizli bir bahçeye girmiş gibi hissettim kendimi bir an. Ben odamı ve oteli keşfederken. Tunç Hoca’da yorulmadan diğer katılımcıları karşılamaya çoktan gitmişti bile. Ben hem otelin atmosferine alışmaya çalışıyor hem de kendi kafamdan diğer katılımcıların kimler ve nasıl insanlar olacağını merak ediyordum. Çünkü bilirsiniz. Organizasyon ne kadar mükemmel olursa olsun. Memnuniyetsiz ve ukala bir katılımcı tüm bu güzelliği berbat etmeye yeter. Ama sanırım tura katılanlar ya özel bir teste tabi tutulmuş yada seçilmiş kişiler. Çünkü en baştan dediğim gibi bu kadar sıcak, anlayışlı, mütevazi ve yardımlaşmayı seven bir gurup zor bir araya gelir. Ali Bey, Meral Hanım ve Kızı İdil, Badim Cem ve Ebru Hanım ile yaptığımız tur bir birini tanımayan insanların bir araya geldiği bir aktiviteden ziyade samimi dostların birlikte planladığı bir seyahate dönüştü. Tekrar teşekkürler ve iyi ki sizleri tanımışım.

İlk akşam yemeğimizi sahilde güzel bir restoranda yerken okyanus kıyısında güzel insanlarla paylaşılan bu sofranın muhteşem olduğunu düşünüyordum. Erken karar vermişim. Çünkü ilerleyen günlerde Tunç Hocanın yapacağı sürpriz ile gideceğimiz yerler bu mekandan daha muhteşemdi.

Güzel bir gece ve sabah okyanusu seyrederek yapılan kahvaltının ardından, ilk dalış noktamız olan Tulamben’e gitmek üzere bizi bekleyen aracımızla yola çıkıyoruz. Burada güzel olan şey. Ne katılımcılardan her hangi birini beklemek, nede sizi almaya gelen aracı beklemek zorunda kalmayışınız. Her şey tıkır tıkır işliyor. Tulamben’e doğru ise yol boyunca adaya özgü muhteşem görüntüler yolculuğumuza bambaşka bir keyif kattı. Agung Yanardağı’nın bulutlar arasındaki görüntüsü ve pirinç tarlalarından oluşan bu yemyeşil tablo hepimizi büyüledi.

Tulamben’de ilk dalışımız Liberty batığına. Batığın hikayesi ilginç. 11 Ocak 1942 tarihinde Tulamben Körfezinde Japon Denizaltısı tarafından USS Liberty torpilleniyor ve gemi Komutanı gemiyi karaya oturtarak personelin kurtulmasını sağlıyor. Bugün mercanlara ve balıklara ev sahipliği yapan gemiden geriye pek bir şey kalmamış ancak yine de ambarlarına girilebiliyor. Batığa kıyı dalışı yapılarak dalınıyor. Her seviyedeki dalıcı için uygun bir dalış noktası.

    Keyifli bir dalışın ardından otelimize dönüyoruz ve ertesi gün PAD POINT ve SCENAN POINT’e yapacağımız dalışın hayaliyle sabahı zor ediyoruz. Pad Point’e 400Hp gücündeki tekneyle keyifli bir deniz yolculuğuyla ulaşıyoruz. Bundan sonraki dalışlarımızın tamamı tekne dalışı olacak. Teknede ve sualtında bizim rahatımız ve güvenliğimiz için gereken her şey düşünülmüş durumda. Öyle ki plajdan ayrılırken tekne mürettebatı dini bir seremoni yapıyor ve suya çiçek yaprakları bırakarak tekneyi bir bakıma kutsuyor. Bu da yetmiyor sualtında rehberimiz inancı doğrultusunda dua ediyor. Pad Point’in sualtı ortamı ile ilgili hiçbir şey demiyorum ve fotoğraf koymuyorum merak eden gelip görsün J. Scenan Point ise en keyif aldığım dalış noktası. 10 Kts üzerinde akıntı bulunan bu noktada sizin bir şey yapmanıza gerek yok orta suda askıda kalıyorsunuz ve akıntıda salınarak ilerlerken muhteşem sualtı önünüzden resmi geçit yapıyor.

  Keyifli bir dalışın ardından otelimize geri dönüyoruz. Kısa bir dinlenme ve ardından Ubud’da akşam yemeği. Aslında Tunç Hoca sonr aki günlerde bizi tapınaklara yada diğer yerlere götürmekle hata etmiş J Restoranda Bali ile ilgili otantik ne ararsanız var J. Güzel bir yemek muhteşem bir ambians. Biz keyifle yemeğimizi yerken gecenin yeni başladığının o an farkına varamadık. Çünkü asıl sürpriz yemek sonrası yapacağımız yürüyüşün ardından Cafe Nomad’da yudumlayacağımız mohito idi.

Bu turun en beğendiğim yönü, insanı boğmaması. Hani bazı turlar vardır. Dalış ve kültür turu adında sabah zorlu dalışlar yaparsınız ve akşam program yetişecek diye canınız çıkıncaya kadar gezi adı altında komando eğitimi yaparsınız ve sabah yataktan kazırlar. İşte bu turda hem sualtının büyülü atmosferi hem de su üstündeki kusursuz organizasyon ve doğal güzellikler sizi yormuyor.

Otele döndüğümüzde ise tüm katılımcılarım sahilde yaptığı kahve ve son alınan içki eşliğinde ki sohbetin tadını anlatmadan sonraki güne geçiyorum. Sonraki dalışlarımız Crystal Bay’de buradaki dalışlarımız da yine bir öncekiler gibiydi ve dediğim gibi anlatılmaz yaşanır cinsindendi. Ama bu günün diğer bir süprizi ise Uluwatu Tapınağı ve bu tapınakta yapılan Keçak Ateş Dansı gösterisiydi. Uluwatu, uçurumun kenarında bir tapınak. Tapınağın en büyük özelliği Hırsız maymunlara ev sahipliği yapması, gelen ziyaretçilerin kolye, bilezik, gözlük çanta vb. eşyalarını çalıp kaçıyorlar. Siz malınızın ardından üzülürken ortaya birisi çıkıyor ve sizin eşyanızı maymuna sevdiği bir yiyecek vererek geri alıyor. Sizde eşyanızı geri almak için bu adama bahşiş adı altında para veriyorsunuz. Bana göre sağlam tezgah kurulmuş…Tapınakta her gün saat 18:00’de güneş batarken Ateş Dansı adı verilen bir dans yapılıyor… Ramaya’nın hikayesinden esinlenerek yapılan bu dansın ilk başlarda mistik bir havası olsa da sahnedekilerin zaman zaman seyircilerle birlikte yaptıkları  olayın büyüsünü bozuyor…Bu dansın en büyük özelliği enstrüman olarak sadece insan sesinin kullanılması.

   Keyifli ve yorucu bir günü tamamladığımızı düşünürken Tunç Hoca büyük bombayı patlattı. Akşam yemeğini Jimbaran’da yiyecektik. Jimbaran’da okyanus kıyısında yediğimiz deniz mahsulleri ve tabii ki Ali Bey’in getirmiş olduğu rakı bütün yorgunluğumuzu aldı. Jimbaran Beach Boys’dan dinlediğimiz Gipsy Kings’den Un Amor, rakı sonrası kahve tadında bir keyif oldu. Burada kendimi bir an Türkiye’de hissettim. Közde mısır ve bizdeki restaurantlarda ki dansözlere benzer bir uygulama dikkatimi çekti. Kumsalda közde mısır satan abiden mısır almaya her ne kadar niyetlensem de “bizde adettir koçanıyla yiyeceksin derler” diye çekindim J.

SD Point dalışları, Filler Tapınağı gezisi ve tabii Bali Masajı ile dahasını anlatmayacağım. Bu turun tadı damağımda kaldı derler ya o durumdayım. Okuyucuların da benimle aynı duyguları paylaşmasını istediğim için yazıyı burada noktalıyorum. Merak eden ve sadece yaşanılarak alınacak bu keyfi tatmak isteyenler. İlk fırsatta bu tura katılmalı. En azından ben tüm uçak korkuma ve Yusuf’a rağmen bu yada benzer bir Tura tekrar katılacağım. Ama önce bu unutulmaz anıları biriktirmemi sağlayan Ayışığı ve Yavuzdoğan ailesine, tur katılımcılarına en önemlisi de  bu tura katılmama vesile olan yıllardır görmediğim sevgili arkadaşım Fisun ve değerli  eşi Erhan ile biricik kızları Ayda’ya teşekkürederim.

Categories: Bali, Dalış, Dünyadan Gezi Anıları, Gezi, Raja Ampat | Yorum bırakın

WordPress.com'da Blog Oluşturun.

%d blogcu bunu beğendi: